
- Gitmem gerek! Yalan söylemek istemiyorum, yüreğim başkasına kaydı. Ben senden geçtim, anla beni lütfen.
Anlamak! Ne tuhaf sözcük. Hele iki insanın/iki yüreğin birbirini anlaması söz konusuysa. “Yaşamak” kısmına evet ama “anlamak” başka bir şey, öncelikle beyinde paylaşmayı gerektiren. Otto Rene Castillo’nun dillediği aydınlık yarınlara ilişkin umudu, paylaştığım için anlıyorum. Ben de “bir tek güneşten utandım hayatımda”, Nilgün Marmara’yı anlıyor(d)um. Oysa ne senden geçen bir ben var ortada ne de başkasına kayan bir yürek, seni anlamamı nasıl beklersin? Bırak sadece yaşayayım. Bencilliği koy bir yana ve bu sevdadan bana düşen pay olan “acı” yı bari tekil yaşamama izin ver. Bunu bile doyasıya yaşayamayacaksam neden aşık olayım? Aşk nedir ki, acıyı tendeki tuzda sevmeyi öğrenmekten başka?
“..old and cold and grey.” (1)
Old
En ağır işçilikmiş terk edilen sevgili olmak. Nasıl bir yorgunluk ve elkalkmazlık hali! An’lamaya çalışma sürecinde katedilen zaman anlamaya yetmiyorsa da yaşlanmaya yetiyor sanırım. İnsanlık tarihinin gördüğü en yaşlı yüreğim ben şu an.
Cold
Gidişlerin ereksiyonla doğrudan bir ilişkisi olduğuna eminim. En soğuk kış günlerinde bile hep sıcacık olan ellerim, acemi buz heykeltıraşlarınca yapılmış iki eser. Karnım, dudaklarım, penisim, sırtım donmuş durumda. Sıcak ve hızla hareket etmek için sabırsızlanan tek nokta bedenimde, bacaklarım. Koşmak istiyorlar, hedefsiz.
Grey
Ben hep sonsuz renkli bir gökkuşağıydım, renklerimi çalma! Mavi mavi güler, kıpkırmızı ağlarım; bilirsin. Renklerimi alıp gitme, bıraktığın grileri sevmiyorum.
Aslına bakarsan bir sevdaya “bizim” olanlar girdiğinde yitiş başlamış oluyor, “ben”lik “biz”e teslim ediliyor, gönüllü bir “vazgeçtim” hali; kendimden. Bizim sevdiğimiz filmler, şarkılar ve yazarlar vardı, “yani; yanıldığımız”(2). “Beni terketme, kopeginin golgesi olayim” (3). Gidersen Günlerin Köpüğü (4) uçup gitmeli, kararmalıydı dört bir yan. Oysa aşk öylesine basit ve “aynı” ki, bol köpüklü/deli bir med-cezir. Ötesindeki tüm tanımlar entelektüel egonun süsleri. Öyle ya, bizim “okumuş” aşkımız, kapıcı Hüsnü’nünkinden daha mavi kan olmak zorunda. Her aşaması ayrı bir “aydın ritüeli” şeklinde yaşanmalı. Örneğin, tütsüler ve mumlar yanmalı sevişilen odada. Birlikte yaşanıyorsa, mutlaka bazı geceler/günler yalnız takılınmalı. Başka arkadaşlarla tatile çıkılmalı. Ayrılıklar da sadece yaşanmakla kalmamalı, an’laşılmalı. Entelektüel tavır bunu şovullar, bu sorunsalı tartışalım gerekirse ama mutlaka an’layalım.
Ben senin gidişini anlamak istemiyorum. Git sadece. İçim ölecek. Kendimi yaşlı,soğuk ve gri hissedeceğim. Yüreğim liğme liğme olacak, sokak köpeklerine yedireceğim her parçasını. Ama anlamamı isteme benden. “..dilerim ışıl ışıl kalırsın hep /bir sokak fenerinden sızan ışık gibi.”(5).
- Peki.
(1) Supertramp- Don’t leave me now
(2) Cemal Süreya- Onların yani sizin
(3) Jacques Brel- Ne me quitte pas
(4) Boris Vian- Günlerin Köpüğü
(5) Andrey Voznesenski-Oza
Anlamak! Ne tuhaf sözcük. Hele iki insanın/iki yüreğin birbirini anlaması söz konusuysa. “Yaşamak” kısmına evet ama “anlamak” başka bir şey, öncelikle beyinde paylaşmayı gerektiren. Otto Rene Castillo’nun dillediği aydınlık yarınlara ilişkin umudu, paylaştığım için anlıyorum. Ben de “bir tek güneşten utandım hayatımda”, Nilgün Marmara’yı anlıyor(d)um. Oysa ne senden geçen bir ben var ortada ne de başkasına kayan bir yürek, seni anlamamı nasıl beklersin? Bırak sadece yaşayayım. Bencilliği koy bir yana ve bu sevdadan bana düşen pay olan “acı” yı bari tekil yaşamama izin ver. Bunu bile doyasıya yaşayamayacaksam neden aşık olayım? Aşk nedir ki, acıyı tendeki tuzda sevmeyi öğrenmekten başka?
“..old and cold and grey.” (1)
Old
En ağır işçilikmiş terk edilen sevgili olmak. Nasıl bir yorgunluk ve elkalkmazlık hali! An’lamaya çalışma sürecinde katedilen zaman anlamaya yetmiyorsa da yaşlanmaya yetiyor sanırım. İnsanlık tarihinin gördüğü en yaşlı yüreğim ben şu an.
Cold
Gidişlerin ereksiyonla doğrudan bir ilişkisi olduğuna eminim. En soğuk kış günlerinde bile hep sıcacık olan ellerim, acemi buz heykeltıraşlarınca yapılmış iki eser. Karnım, dudaklarım, penisim, sırtım donmuş durumda. Sıcak ve hızla hareket etmek için sabırsızlanan tek nokta bedenimde, bacaklarım. Koşmak istiyorlar, hedefsiz.
Grey
Ben hep sonsuz renkli bir gökkuşağıydım, renklerimi çalma! Mavi mavi güler, kıpkırmızı ağlarım; bilirsin. Renklerimi alıp gitme, bıraktığın grileri sevmiyorum.
Aslına bakarsan bir sevdaya “bizim” olanlar girdiğinde yitiş başlamış oluyor, “ben”lik “biz”e teslim ediliyor, gönüllü bir “vazgeçtim” hali; kendimden. Bizim sevdiğimiz filmler, şarkılar ve yazarlar vardı, “yani; yanıldığımız”(2). “Beni terketme, kopeginin golgesi olayim” (3). Gidersen Günlerin Köpüğü (4) uçup gitmeli, kararmalıydı dört bir yan. Oysa aşk öylesine basit ve “aynı” ki, bol köpüklü/deli bir med-cezir. Ötesindeki tüm tanımlar entelektüel egonun süsleri. Öyle ya, bizim “okumuş” aşkımız, kapıcı Hüsnü’nünkinden daha mavi kan olmak zorunda. Her aşaması ayrı bir “aydın ritüeli” şeklinde yaşanmalı. Örneğin, tütsüler ve mumlar yanmalı sevişilen odada. Birlikte yaşanıyorsa, mutlaka bazı geceler/günler yalnız takılınmalı. Başka arkadaşlarla tatile çıkılmalı. Ayrılıklar da sadece yaşanmakla kalmamalı, an’laşılmalı. Entelektüel tavır bunu şovullar, bu sorunsalı tartışalım gerekirse ama mutlaka an’layalım.
Ben senin gidişini anlamak istemiyorum. Git sadece. İçim ölecek. Kendimi yaşlı,soğuk ve gri hissedeceğim. Yüreğim liğme liğme olacak, sokak köpeklerine yedireceğim her parçasını. Ama anlamamı isteme benden. “..dilerim ışıl ışıl kalırsın hep /bir sokak fenerinden sızan ışık gibi.”(5).
- Peki.
(1) Supertramp- Don’t leave me now
(2) Cemal Süreya- Onların yani sizin
(3) Jacques Brel- Ne me quitte pas
(4) Boris Vian- Günlerin Köpüğü
(5) Andrey Voznesenski-Oza
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder